2 Ekim 2012 Salı

anne-sophie mutter



ANNE-SOPHIE MUTTER / SAHNEDE 35 YIL
                                                                                      

Dünyanın en iyi kemancılarından birisiniz. Otuz beş yıldır dünyadaki tüm müzik eleştirmenleri sizi yazılarında sürekli göklere çıkarmış. Otuz beş yıldır keman dağarının bütün eserlerini kaydettiğiniz CD’lerden ve konserlerinizden elde ettiğiniz gelir ile beyaz bir Porsche’niz de olmuş, Picasso’nuz da. Aldığınız ödüllerin sayısını unutmuşsunuz. Bütün bunlar yetmezmiş gibi güzelliğinizle nice süper modeli geride bırakmaktaymışsınız.
Anne-Sophie Mutter Tanrı’ya inanmasın da kime inansın?
Gerçekten de Mutter, Tanrı’ın sevgili kulu. Tanrı ona öyle bir müzik yeteneği ve sevgisi bahşetmiş ki, geriye sadece bu yeteneği geliştirmek ve çalışmak kalmış.

İnternet dünyasında çok sayıda söyleşisi var sanatçının. Üç yaşındayken piyano çalmaya başladığını ama 5 yaşına geldiğinde kemana aşık olduğunu anlatıyor bazı konuşmalarında. Babasının eve getirdiği bir Yehudi Menuhin plağını dinledikten sonra başlamış bu ateşli aşk. İlle de keman dersleri alacağım ve kemancı olacağım diye tutturmuş daha 5 yaşında çocukken. Erna Honigberger adında bir keman hocasıyla derslere başlamışlar. Erna, ünlü keman pedagogu Carl Flesch’in öğrencisiymiş. Yani Anne-Sophie daha çekirdekten Orta Avrupa keman geleneği ile yetişmiş böylece.
Mutter, İsviçre Almanya sınırındaki Rheinfelden kentinde doğmuş. Ren nehrinin bir yakası Almanya, öte yakası İsviçre. Beş buçuk yaşındayken Rheinfelden’e sadece 15 km. uzaktaki Basel’a ünlü Rus kemancı David Oistrakh gelmiş konser vermeye. Keman öğretmeni ile Oistrakh’ı dinlemeye gitmişler. Hayatında ilk defa Brahms’ın keman – piyano sonatlarını öğretmeninin kucağında dinlerken kendinden geçtiğini ve bu kez de Brahms’ın müziğine aşık olduğunu hatırlıyor sanatçı bugün. Brahms’ın kemanın insan sesine benzeyen özelliğini çok iyi anladığını, öte yandan da Oistrakh’ın kemana şarkı söylettiğini düşünüyor. Ergenlik yılları boyunca Brahms sevdası devam etmiş Mutter’in. 16 yaşına geldiğinde Karajan yönetiminde Brahms’ın keman konçertosunu yorumlayacak kadar önüne geçilmez bir sevda imiş bu.
Anne-Sophie Mutter’in Tanrı’nın sevgili kulu olduğunu kanıtlayan ikinci olay 13 yaşındayken Herbert von Karajan ile tanışmasıdır. Sonrası zaten tarih olmuştur artık. 14 yaşında Salzburg Festival’inde kariyerine adım atması, 15 yaşında Karajan yönetimindeki Berlin Filarmoni Orkestrası eşliğinde Mozart’ın 3 ve 5 numaralı keman konçertolarını Deutsche Grammophon firması için plağa kaydetmesi, 17 yaşında Zubin Mehta’nın yönettiği New York Filarmoni Orkestrası ile Birleşik Amerika’daki ilk konserini vermesi bilinen noktalar. 

Karajan, Mutter’i ilk tanıdığı günden itibaren hep desteklemiş, onun hep ileriye doğru gitmesini, sınırlarını zorlamasını istemiş. Mutter ilişkilerini şöyle anlatıyor bir söyleşisinde:

“14 yaşındaydım. Karajan, Beethoven keman konçertosunu çalmamı istedi. Oysa eseri henüz tam olarak öğrenmemiştim ve rahat değildim. Ama üstadın istekleri emir demekti. Eve gidip gece gündüz çalıştım ve sonunda üstadın karşısına çıktım. Ben çalarken o elindeki partisyondan takibediyordu, ilk büyük keman solosunu bitirdikten sonra hiç başını kaldırmadan ‘Gelecek sene tekrar gel’ dedi. Haklıydı. Henüz Beethoven’i yeterince anlayamamıştım. Ertesi yıl gittiğimde gerçekten çok farklı bir çalışma içine girdik. Beethoven keman konçertosunun analizini yaparken orkestra şefi cephesinden yaklaşımını öğrenmiş oldum. Benim için büyük kazançtı Karajan ile çalışmak. Beni kendi kızlarından ayırmazdı. Sadece müzikal bakımdan değil, kişilik gelişimi bakımından da ergenlik çağındaki bir gençkızın ruh halini göz önüne alarak hayatıma kattığı değerlerin önemini hiç unutamam.”

Mutter’in ipeklere, kadifelere sarılı iki Stradivarius kemanı var. Keman kutusunun üzeri pırıltılı taşlarla süslü. Memleketi Almanya’da bir hanedan üyesiymiş gibi saygı görüyor. Öte yandan konserleri için çok yüksek ücret talebetmesi dolayısıyla Londra orkestralarının tümü tarafından üç yıl boykot edilmiş. Şimdi araları düzelmiş, söylentiye göre Mutter bakmış ki orkestralar geri adım atmıyorlar, çarnaçar ücret indirimi yapmış sonunda. Acaba İstanbul Festivali konseri için ne ücret istedi merak ediyor insan haliyle.

Bundan on dört yıl önce 1988 yılında Cumhuriyet gazetesi’nde çıkan bir yazıma şu cümleler ile başlamışım.

“Anne-Sophie Mutter, göğüslerinin önemli bir miktarını dışarıda bırakan kan kırmızısı ‘strapless’ yani askısız John Galliano tuvaletinin eteklerini savurarak, yüzünün sağ tarafını çapkınca örten mebzul dalgalı saçlarını uçuşturarak sahneye çıktığında konser salonundan aldığı ilk tepki derin bir iç çekmesi oluyor.”[1]

Aslında sanatçının keman çalarken omuzlarını açık bırakan giysileri tercih etmesinin çok anlaşılır bir nedeni var. Çoğu kemancı, çalgıyı omuz ile çene arasına yerleştirirken ya yastık ya da çenelik kullanır. Oysa Mutter bakın ne diyor:

“Keman benim bedenimin bir parçası. Aramızda kemanın doğal titreşimlerini donuklaştıracak bir kumaş parçası olmamalı, doğrudan tene temas eden kemandan çok daha iyi ses çıkıyor.”[2]

Eline aldığı en kötü kemandan bile ‘Stradivarius’ sesi çıkarabilen Mutter’in, tabii ki kendi Stradivarius’larından elde ettiği ilahi seslerle baştan çıkaramadığı kimse yok müzik dünyasında.

Mutter, 26 yaşındayken, Herbert von Karajan’ın avukatı Detlef Wunderlich ile evlenmişti. Kocası kendinden 30 yaş büyüktü. İki çocukları oldu ve ne yazık ki Detlef evliliklerinin altıncı yılında kanserden öldü. Mutter, ikinci evliliğini 2002 yuılında 39 yaşındayken ünlü Alman asıllı Amerikalı piyanist, orkestra şefi, besteci André Previn ile yaptı. Previn 73 yaşındaydı ve Mutter’den önce beş kez evlenmişti. Eşlerinin en ünlüsü Hollywood yıldızı Mia Farrow idi. Previn ile Mutter 2006’da boşandılar ama birlikte konser vermeye devam ediyorlar.  

Mutter, 1980’li yıllarda müzik dünyasındaki prestijini, kendisine duyulan güveni ve hayranlığı kullanarak 20. yüzyılın bestecilerine eserler ısmarlamaya ve bu yolla hem kendi repertuarını genişletmeye hem de çağdaş bestecilerin önünü açmaya karar verdi.
Hoş, eser ısmarladığı besteciler çağdaş müzik çevrelerinde zaten tanınan yaşlı başlı kişilerdi ama Mutter sayesinde eserleri çok daha geniş bir dinleyici kitlesine ulaşacaktı. Böylece Witold Lutoslawski, Krysztof Penderecki, Henri Dutillieux, Wolfgang Rihm ve Andre Previn, Mutter için eserler bestelediler. Mutter’in eser ısmarladığı son kişi 1931 doğumlu Tatar asıllı Rus besteci Sofya Gubaidulina. Eserin adı da çok ilginç: “In Tempus Praesens”, “Şimdiki Zamanlarda”. Sofya Gubaidulina eseri hakkında bakın neler söylüyor:

“20. yüzyıl bestecilerinin çoğu gibi beni de ‘zaman’ sorunu fazlasıyla ilgilendiriyor. İnsanın psikolojik durumuna göre ‘zamanın’ doğada, evrende, toplumda, rüyalarda ve sanatta nasıl değişiklikler arzettiğine kafa yoruyorum. Sanat daima rüya ile gerçek arasında bir yerlerde durur. Sanatta akılla delilik, durağanlıkla ile hareketlilik sürekli yer değiştirir. Normal yaşamımızda geçmişten geleceğe doğru yol alırken şimdiki zamandan geçeriz, ama sadece uykuda, dua ederken ve sanatta şimdiki zaman hiç bitmez.”

Mutter, Sovyetler Birliği’nde uzun yıllar görmezden gelinen, ancak Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra hem Rusya’da hem de Batı’da değeri anlaşılan bu büyük kadın bestecinin kendisi için yazdığı ‘In Tempus Preasens’ adlı keman konçertosunu 2008’de Deutsche Grammophon firması için kaydetti ve Gubaidulina’yı bu kayıtta J.S. Bach ile eşleştirdi. 1 Haziran’da İstanbul Festivali Kapsamında vereceği konserde ise Mozart ile çağdaş Alman bestecisi Rihm’i eşleştirecek ve kendisi için bestelediği “Lichtes Spiel” adlı eserini seslendirecek. “Çocuk Oyunu” deriz ya! öyle birşey bu eser besteciye göre. Merakla bekliyoruz 1 Haziran’ı.
07.05.2012





[1] Filiz Ali, Dünyadan ve Türkiye’den Müzisyen Portreleri, Cem Yayınevi, 1994, İstanbul
[2] Newsweek, 11 Nisan 1988 sayısı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder